Ya bir yol bulurum, ya da bir yol AÇARIM !

1/8/2008 - O'nun Hikayesi

 

- Kitap okur musun başkan?

İşyerinde gün, iş arkadaşının bu sorusuyla başlamıştı. 

-Yeşil Yol mu?

- Evet. 

İş arkadaşı "Evet" demişti ama yüzünde kitabın ismini nereden bildiğini soran "Nasıl yani?" tarzı bir ifade vardı.

- Aşağıdaki posta kutularının üzerinde mi buldun? 

- Evet.

- Ben bırakmıştım oraya. Geçen Nisan'da bulduğum kitaptı. 

- Aynı yere bırakayım o zaman. 

-Evet abi. Oraya bırakalım.

Sonra mutfağa geçti ve bir çay alıp masasına oturdu. İşyerine ve kendisine gelen e-mailleri okumaya başladı. Her konuda, kimi siyasetle, kimi ekonomiyle, kimi mesleklerle ilgili mesajlar vardı. Ama en çok mizahi mesajları seviyordu. Parisli Mişon ile eşi arasında geçen fıkraya kahkahayı patlattı.

Bunları okumak birkaç saatini almıştı. Gözleri de yorulmuştu, dinlendirmek gerekiyordu. İşyerine gelirken yolda içtiği sigaradan bu yana sigara içmediğini fark etti. Sandalyesinden kalkıp mutfağa gitti ve bir çay doldurdu. Çay fincanını, kültablasını koyduğu mutfağın pencerisindeki  küpeşteye bırakıp bir sigara yaktı. Olabildiğince uzaklara, Atakule'ye, Abidin Paşa Tepesi'ne, Elmadağ'a çevirdi gözlerini. Malum, gözleri dinlendirmenin en iyi yolu olabildiğince uzağa bakmaktı. 

Sigarası bitince çayını içti ve yenisini doldurup tekrar bilgisayar başına geçti. Bir süredir, kendi yazdığı programı, bilgisayarındaki işletim sisteminin kısıtlamaları nedeniyle çalıştıramıyordu. Çünkü işletim sistemi programın yaratması gereken bir dosyayı yaratmasına izin vermiyordu. Programı yazdığı arayüz programına girdi ve yardım menüsünü açtı. İngilizce metinde çok kullanıcılı yazılımlar için bir oturum tanımlanabileceği, bunun ayarlarının programın çalışması esnasında değiştirilebileceği anlatılıyordu. Oysa yazdığı programda bir oturum tanımlamamıştı.  Fakat yardım menüsünde arayüz programının kendiliğinden bir oturum yarattığı ve bu oturumun parametrelerinin "Session." komutuyla alınabileceği anlatılıyordu.

Kendi yazdığı programın kaynak kodlarını açtı ve ilgili prosedüre girip yazmaya başladı: 

"Session.NetDir := d:"

"Session.PrivateDir := d:"

Programı derledi ve çalıştırdı. Sonuç "bingo!". Program çalışmıştı. Vista'yı yenmiş olmanın rahatlığıyla arkasına yaslandı; dudaklarından "Yendim seni" sözcükleri döküldü. 

Öğlen olmuş ve karnı acıkmıştı. Mutfağa gidip evden getirdiği yemeği ısıttı ve yedi. Öğleden sonra, programın yeni halinde düzenlemeler yaptıktan sonra mesai bitiminde işyerinden çıktı. Çantasını sırtına çapraz asıp güneş gözlüklerini taktı, bir sigara yaktı. Günlük 2.5 saatlik yürüyüş başlamıştı. Yürüyüş güzergahındaki ilk ışıklara geldiğinde yayalara kırmızı yanıyordu. Beklemeye başladı. Zaten karşıdan karşıya geçmek için araçlarla köşe kapmaca oynayan insanları hiçbir zaman anlayamamıştı.

Ziya Gökalp'ten Mithatpaşa'ya döndü. Bankacı Sokak'tan Esat Caddesi'ne çıktı ve caddenin sonundan geri döndü. Dönüşte yediği çikolata sosuna ve kıyılmış fıstığa batırılmış sade, kakaolu ve vişneli 3 toptan oluşan dondurma çok lezzetliydi. Dönüş yolunda Şok Market'ten bir sera kavun aldı. “İyi oldu bunu aldığım.” Epeydir kavun yememişti özlemişti, diğer pek çok şeyi özlediği gibi... 

Caddeleri, sokakları geçti, eve yöneldi. Yürüyüşün sonu geliyor, her gün ekmek aldığı fırına yaklaşıyordu. Güneş'ini düşündü, zaten hiç aklından çıkmıyordu ki! Güneş’inin kuzeninde kaldığı geceye kadar olanlar aklına geldi. O güne kadar her şey o kadar güzel gitmişti ki! Önce yazmıştı “Seni seviyorum” diye. Sonra telefonda “Yazımı okudun ama bir de sesimden duy, seni çok seviyorum” demişti. “Ben de seni çok seviyorum” karşılığını almış, yaklaşık bir 10 dakika telefonlarda sevgi sözcükleri gidip gelmişti. Ama o kuzenin devreye girmesiyle, birkaç gün önce O'nu çok sevdiğini söyleyen Güneş’i, bu ilişkiyi yürütemeyeceğini söylüyordu. Neden yürümesindi ki? Ama o kuzen, ah o kuzen!

Sonra kendi hayatını düşündü, yaşadığı gecekonduyu. Tatsız-tuzsuz, renksiz-kokusuz, anlamsız bir hayattı. Yaşamak için pek bir neden görünmüyordu ortalıkta. Kimin için, ne için yaşıyordu ki?  

Balkon kapısının sürgüsünü çekip içeri girdi, geri kapattı. Anahtarıyla kapıyı açıp içeri girdi ve kapıyı kapatıp sürgüledi. Salona geçip üzerini değiştirdi. Televizyonu açıp hem koltuk hem de yatak olarak kullandığı çek-yata oturdu. Anlamsız, bitmek bilmeyecek bir gece daha başlıyordu. Kaderine lanet etti...
 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

Hakkımda

Fotoğraf çekmeyi, uzun yürüyüşleri, doğayı, aklı başında komedi dizileri ve yarışma programlarını, bilgisayar ve bilgisayar oyunlarını ve de özellikle FENERBAHÇE'yi çok severim. Son zamanlarda Hasanoğlan'ı da çok sevdim.

Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS
  • Düşhekimi
  • TBMM'deki tören
  • Git Dersen

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • Blogcu Yardım
  • Kayıt: - Toplam:
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa